İlişkiler ve Bağlanma

Bağlanma stilleri ilişkilerimizi nasıl etkiler?

Kısa cevapYetişkin bağlanması araştırmalarda iki boyutla incelenir: terk edilme ve değersiz görülme endişesi (kaygı) ile yakınlıktan rahatsız olma (kaçınma). Bu eğilimler en çok stres anında, destek arama ve destek verme biçimimizde görünür; tek başına bir ilişkinin kaderini belirlemez ve yeni deneyimlerle değişebilir.

Mesajı gönderdiniz. İki mavi tik geldi. Cevap yok. On dakika sonra telefona tekrar bakıyorsunuz, sonra bir daha. Ya da tam tersi: ilişki güzel gidiyor, karşı taraf yakınlaştıkça siz bir anda nefes alacak yer arıyorsunuz. Bu sahnelerin ikisi de çoğumuza tanıdık. Psikolojide bu tanıdıklığın bir adı var: bağlanma.

Bağlanma iki boyutta ölçülür

Popüler kültürde bağlanma genellikle dört kutu olarak anlatılır: güvenli, kaygılı, kaçıngan, dağınık. Yetişkin ilişkileri üzerine yapılan araştırmalar ise çoğunlukla iki boyuttan söz eder:

  • Bağlanma kaygısı: Partnerimiz tarafından az değer görmekten ya da terk edilmekten ne kadar endişe ettiğimiz.
  • Kaçınma: İlişkide yakınlık ve duygusal yakınlaşma karşısında ne kadar rahat olduğumuz, ya da olmadığımız.

Bu ikisi birer açma-kapama düğmesi değil, birer süreklilik çizgisidir. Herkes iki çizgide de bir yerlerdedir. İki boyutta da düşük olan kişiler araştırmalarda “daha güvenli” olarak tanımlanır.

Stres anında ortaya çıkar

Psikologlar Jeffry Simpson ve Steven Rholes, bağlanma eğilimlerinin en çok stresli ya da tehdit edici durumlarda görünür hale geldiğini anlatır. Önerdikleri modelde bağlanma güvensizliği bir tür yatkınlık gibi düşünülür: sakin zamanlarda pek fark edilmez, ama belirli türden stresler geldiğinde kişinin uyumsuz tepkiler vermesini kolaylaştırır.

İki boyut bu anlarda farklı biçimlerde ortaya çıkar:

  • Kaygısı yüksek kişiler, güvensizlik hissi arttığında endişeyi yatıştırmak yerine sürdüren ya da büyüten duygu odaklı başa çıkma yollarına yönelebilir. Bağlanma sistemleri adeta sürekli açık kalan bir alarm gibidir: bir mesajın gecikmesi, bir ses tonundaki değişiklik bu alarmı çaldırmaya yeter.
  • Kaçınması yüksek kişiler ise stres anında geri çekilme eğilimindedir. Destek istemekten kaçınır, bağımsızlıklarını korumaya çalışırlar. Dışarıdan bakınca “umursamıyor” gibi görünen bu tavır, çoğu zaman yakınlığın yarattığı rahatsızlıkla başa çıkma biçimidir.

Destek herkese aynı iyi gelmez

Simpson ve Rholes’un aktardığı bulgulardan biri, ilişkilerde çok pratik bir şeye işaret ediyor: En sıkıntılı anlarında daha güvenli bireyler partnerlerinin duygusal desteğiyle daha çok sakinleşirken, kaçınması yüksek bireyler araçsal destekle, yani somut bir çözüm, bir iş, bir yardım eliyle daha çok sakinleşiyor.

Gündelik dile çevirirsek: Bazen “Seni anlıyorum, yanındayım” cümlesi iyi gelir; bazen de “Şu formu ben doldurayım, sen dinlen” cümlesi. Hangisinin iyi geleceğini tahmin etmek yerine sormak mümkün: “Şu an dinlememi mi istersin, bir şey yapmamı mı?”

İki kişinin eğilimi birlikte önemli

Bağlanmayı çoğu zaman tek kişinin özelliği gibi konuşuruz. Oysa bir ilişkide iki kişi vardır ve iki kişinin eğilimleri birbiriyle etkileşir.

Lindsey Rodriguez ve arkadaşlarının iki ayrı çift çalışmasında, partnerlerin bağlanma eğilimlerinin ilişkide güven, doyum ve bağlılık değerlendirmeleriyle nasıl ilişkili olduğu incelendi. Genel olarak kaygı ve kaçınma daha düşük ilişki değerlendirmeleriyle bağlantılıydı; ama bu bağlantının gücü partnerin eğilimine göre değişiyordu:

  • Bir kişinin kaygısının daha düşük ilişki değerlendirmeleriyle bağlantısı, partneri de kaygılı olduğunda daha zayıf, partneri kaçıngan olduğunda daha güçlüydü.
  • Bir kişinin kaçınmasının daha düşük güven ve doyumla bağlantısı, partneri daha kaygılı olduğunda daha güçlüydü.
  • Kişinin kaçınmasının bağlılıkla olumsuz ilişkisi, partneri de kaçıngan olduğunda daha belirgindi.

Yani çok konuşulan “kaygılı–kaçıngan” eşleşmesinde iki tarafın eğilimleri birbirini besleyebilir: biri yaklaştıkça öbürü uzaklaşır, uzaklaştıkça öbürü daha çok yaklaşmaya çalışır. Burada bir uyarı önemli: Bunlar ilişki bulgularıdır, neden-sonuç kanıtı değil. Bir çiftin kaderini değil, dikkat edilecek bir örüntüyü anlatır.

Döngüyü yavaşlatmak için küçük adımlar

Kaygılı–kaçıngan döngü çoğu zaman aynı senaryoyla işler: Biri güvence ister, öbürü alan ister; güvence gelmedikçe istek büyür, istek büyüdükçe alan ihtiyacı artar. Bu döngüyü bir günde kırmak mümkün değil ama yavaşlatmak mümkün. NHS’in ilişkiler rehberindeki iki öneri burada özellikle işe yarar:

  • Aktif dinleme: Karşınızdakinin söylediğini ona kendi cümlelerinizle geri yansıtmak ya da anlamadığınız yeri sormak. “Yani ben mesajlara geç dönünce önemsenmediğini hissediyorsun, doğru mu anladım?” gibi bir cümle, savunmaya geçmeden önce duyulduğunu hissettirir.
  • Duyguları açıkça konuşmak: Rehber, nasıl hissettiğinizi açıkça söylemenin ve karşılığında partnerinizi dinlemenin ilişkileri güçlendirebileceğini ve ilişki kaygısını azaltabileceğini vurgular.

Pratikte bu, alarm çaldığında suçlamak yerine alarmı tarif etmek demek. “Hiç yazmıyorsun” yerine “Uzun süre haber alamayınca içim daralıyor” demek; “Üstüme geliyorsun” yerine “Biraz yalnız kalınca daha iyi dönüyorum, bu senden uzaklaştığım anlamına gelmiyor” demek. İki cümle de aynı ihtiyacı anlatır, ama biri kapıyı kapatır, öbürü açar.

Bu konuşmalarda neye evet, neye hayır diyebileceğinizi netleştirmek de önemli; bunun için sınır koymak üzerine yazdıklarımıza göz atabilirsiniz.

Değişebilir mi?

Bağlanma kuramına göre kendimize ve başkalarına dair taşıdığımız zihinsel modeller, onları güçlü biçimde yalanlayan yeni deneyimlerle zaman içinde değişebilir. Güvenilir biriyle yaşanan bir ilişki, “İnsanlar sonunda gider” inancını yavaş yavaş aşındırabilir.

Bu yüzden bağlanma eğiliminizi bir hüküm gibi değil, bir başlangıç noktası gibi düşünmek daha doğru. “Ben kaygılıyım, yapacak bir şey yok” cümlesi yerine “Stres anında alarmım çabuk çalıyor; bunu partnerime nasıl anlatabilirim?” sorusu çok daha fazla yer açar.

Test sonucunu kimlik yapmayın

İnternette “Bağlanma stilini öğren” testleri çok yaygın. Kendinizi tanımak için eğlenceli bir başlangıç olabilirler, ama:

  • Bir test sonucu tanı değildir.
  • Aynı kişi farklı ilişkilerde, farklı dönemlerde farklı tepkiler verebilir.
  • Bir partneri test sonucuyla etiketlemek (“Sen zaten kaçıngansın”) konuşmayı kapatır, açmaz.

Bağlanma kavramının en güzel yanı suçlu aramak değil, alarmın nerede çaldığını görmek. Alarmı gördüğünüzde, onu susturmak için birbirinize ne gerektiğini konuşabilirsiniz.

Bağlanma kaygısı ya da ilişki kaygısı günlük hayatınızı zorlaştırıyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek iyi bir adımdır.

Sık sorulanlar

Bağlanma stili bir tanı mı?
Hayır. Bağlanma kaygısı ve kaçınma, araştırmalarda ölçülen ve herkeste az ya da çok bulunan eğilimlerdir; klinik bir tanı değildir. İnternetteki kısa testler de kimseyi kesin bir kutuya yerleştiremez.
Kaygılı ve kaçıngan biri birlikte olabilir mi?
Olabilir. Araştırmalar iki partnerin eğilimlerinin birbirini etkilediğini, örneğin kaçınmanın güven ve doyum üzerindeki olumsuz ilişkisinin partner daha kaygılıyken daha güçlü olduğunu gösteriyor. Bu bir kader değil; örüntüyü fark etmek ve birbirinin ihtiyacını konuşmak işe yarar.
Bağlanma stili değişir mi?
Bağlanma kuramına göre kendimize ve başkalarına dair zihinsel modeller, onları güçlü biçimde yalanlayan yeni deneyimlerle zaman içinde değişebilir. Yani bugünkü eğiliminiz ömür boyu sürecek bir hüküm değildir.

Kaynaklar

  1. Simpson, J. A. ve Rholes, W. S. (2017). Adult attachment, stress, and romantic relationships. Current Opinion in Psychology, 13, 19–24. doi:10.1016/j.copsyc.2016.04.006
  2. Rodriguez, L. M., Coy, A. E. ve Hadden, B. W. (2021). The attachment dynamic: Dyadic patterns of anxiety and avoidance in relationship functioning. Journal of Social and Personal Relationships, 38(3), 971–994. doi:10.1177/0265407520975858
  3. NHS. Maintaining healthy relationships and mental wellbeing (Every Mind Matters). nhs.uk

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da tedavi yerine geçmez. Bir hata ya da eksik görürseniz bize yazın.